Etkinlikler

Yirmi dakikalık bir şans

Yirmi dakikalık bir şans

Melisa Vardal – İstanbul… Pek çok anıya acısıyla tatlısıyla ev sahipliği yapan bu şehrin her köşesinde sevinçler, düş kırıkları gizlidir. Kimi zaman “Ah İstanbul” diye üzüntümüzü haykırırız, kimi zaman çaresizlikle “İstanbul Benden Büyük” diyerek hayallerimizin suya batışına üzülürüz kimi zaman da teslimiyeti kabul eder ve hapsoluruz “İstanbul”a… Büyük aşklara, ihanetlere tanıklık eden bu şehre yazılan besteler artmaya devam ediyor; Tanzer “Kadıköy Vapuru” ile bizleri İstanbul’un huzurlu yanını fark etmeye çağırıyor. Tanzer “Dünyanın en niş, en derinlikli ortamında bir avuç şehirli insana verilen yirmi dakikalık bir şans. Bir doğayla bütünleşme; suyla, maviyle, akışla rahatlarken, rüyadan uyanıp ruhumuzun bizi çağırdığı yeri hatırlamak için verilen kısa bir mola” sözleriyle anlattığı bu yolculuğa herkesin ihtiyacı olduğunun altını çiziyor.

Hayatın getirdiği yüklerden nefes alamadığı bir anda “mola” vererek iki buçuk saatlik araba yolculuğu yerine vapuru tercih ediyor Tanzer. Parçanın çıkış anında vapurun zemin katında, suya en yakın yerde olduğunu belirtiyor. Tuzlu suyun kokusu, mavilik, rüzgâr, martılar, manzara ve insanların yüzlerindeki huzuru hissettiği bir öğleden sonra duygularının yükselmesiyle ortaya çıkan parça naifliği ve içerdiği bir miktar sitem ile dinleyenlerin dikkatini çekiyor. Parçasında Boğaz’ın kıymetini bilmediğimizi vurgulayan sanatçı, 15 milyon insanın kaçının ayda bir kez bile olsun Boğaz’ı gördüğünü soruyor ve ekliyor; “Dünyanın en güzel manzarası, ezelden beri burada… Keyfini çıkarmalıyız ki değerini bilmeliyiz. Çünkü değerini bilmezsek koruyamayız.”

Bu haklı serzeniş doğayı, denizi, ormanları, hayvanları ve insanları korumanıza, onlar için mücadele etmenize ilham olur umarım, kaleminin mürekkebi hiç bitmesin Tanzer…

Çözülemeyen bir tılsım

Çocukken başlayan müzikal yolculuğunu soruyoruz Tanzer’e, o da bizi şöyle yanıtlıyor: “Tutku daha çocukken melodilere ve oluşturulan armonilere ister istemez takılmakla başlıyor. İlginizi çekiyor, kulak kabartıyorsunuz. Mırıldanıyorsunuz, tekrar dinlemek istiyorsunuz. Sizi bir yerlerden yakalıyor. Bugün hâlâ çözülemeyen bir tılsım bu. Bir de hepimizin şansı, dünyada belki de hiçbir ülkede olmayan yoğunlukta bir sentez var ülkemizde, armoni cümbüşü. Hint müziği, Japon müziği bile farklı gelmez bize. Çünkü müziğin her formu kulağımıza değmiştir. Ama tabii bir enstrüman öğrenmek size yeni bir nefes veriyor. Artık armoniyi duymuyor, yapıyorsunuz, üstüne de melodiyi siz söylüyorsunuz. İşte gitarla tanışmamın sağladığı fayda bu oldu ve üretmeye başladım. Eskilerden bu zamana müzik hep kalbimin, aklımın ortasında, o beni bırakmıyor, ben de onu. Sürekli bir beste çıkar, üzerine söz çıkar, bu böyle devam eder.”

 

ccbudak

Ağustos 21st, 2022

No comments