Genel

‘Vahşetin yönetimi’

YILBAŞI gecesi Reina’da 39 insanı katleden caninin titiz, sabırlı bir operasyonla sağ olarak yakalanması Türk polisinin önemli başarısıdır.

Bu başarılı operasyona emeği geçen herkese teşekkür borçluyuz. İstanbul Valisi Vasip Şahin’i, İstanbul Emniyet Müdürü Dr. Mustafa Çalışkan’ı ve onların şahsında olayda görevlendirilen polislerimizi, güvenlik ve istihbarat kurumlarımızı kutlarım.

İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın özenli yönetimi ile caninin sağ olarak yakalanmış olması çok önemli. Bu sayede Emniyet teşkilatımız, sadece bu caninin irtibatlı olduğu teröristleri değil, Türkiye’de mevcut oldukları tahmin edilen diğer DAEŞ hücrelerini de yakalamak, çökertmek konusunda önemli bilgilere ulaşacaklardır.

VAHŞET POLİTİKASI
Bu caninin yılbaşı gecesi Reina’da gerçekleştirdiği katliam, DAEŞ’in ‘vahşet’ politikasının bir örneğiydi. Reina’yı kana bularken, yaralı insanların kafasına kurşun sıkması, rasgele herkesi taraması, gözü dönmüş hareketleri ‘vahşet’ yaratmaya geldiğini gösteriyordu.

Caninin bu tutumu DAEŞ’in, propaganda olsun diye yayımladığı vahşet videolarındaki son söz olarak kullandıkları “Onlara, geride kalanların ödlerini patlatacak şekilde davranın” ifadesine uygundu. (Michael Weiss-Hassan Hassan, IŞİD, Kırmızı Yayınları, Ekim 2016, s. 272)

DAEŞ’in ideolojisini hayata geçirmek için ‘vahşet’i bir politika, bir yöntem olarak seçtiği biliniyor. Bu hareket tarzı, 2004 yılında internet üzerinden yayılan ‘Vahşetin Yönetimi’ isimli kitaba dayanıyor. Bu kitapta devlet otoritelerinin geriletilmesi, kurtarılmış bölgeler oluşturulması için eylemlerin vahşet biçiminde yapılması, böylece halk üzerinde büyük bir korku yaratılması öneriliyor. Kitabın yazarı olarak görünen Ebu Bekir Naci’nin (takma isim olduğu belirtiliyor) Afganistan’da El Kaide’ye katılan bir Mısırlı subay olduğu öne sürülüyor. Naci’nin önerdiği eylem yöntemi, ‘düşmanın en zayıf halkadan vurulması, vahşet bölgeleri yaratılması, korkunun yayılması’ olarak özetleniyor. Naci, bu yolla, hedef alınan devlet otoritesinin sarsılacağı, cihat güçlerinin daha etkili olacağı, DAEŞ’in bu eylemlerle yaratacağı ortamda halkın devlet otoritesi ile örgüt arasında kalacağı ve oluşacak kaotik ortamda, hâkim oldukları bölgenin ele geçirileceğini savunuyor.

DAEŞ, Naci’nin kitabını uyguluyor. Türkiye’deki vahşi eylemlerinde görüldüğü gibi hâkim olduğu Irak’taki ve Suriye’deki bölgelerde halka, kendilerine göre yorumlayıp oluşturdukları kurulları dayatıyor.

DAEŞ EĞİTİMİ
Türkiye’nin nasıl bir terör örgütüyle karşı karşıya olduğunu anlamak için DAEŞ’in nasıl çalıştığının bilinmesinde fayda var.

DAEŞ, kurduğu kamplarda sıfırdan bir eğitim veriyor. Önce kendi yorumladıkları şekilde din eğitimi veriliyor. Katılan gençlerin beyinleri yıkanıyor. İslam’ın dünyaya hâkim tek düzen olması gerektiği öğretiliyor ve bunun için savaşanların cennete gideceği anlatılıyor. Kamplarda dini eğitimden sonra askeri eğitime geçiliyor. Askeri eğitimler çoğunlukla Irak ve Suriye’de Mısır ordusundan ayrılmış subaylar tarafından veriliyor. DAEŞ birliklerine de bu subaylar komuta ediyor.

Kampa katıldıktan sonra kaçmak isteyenler ‘ihanet’le suçlanıyor ve halkın göreceği yerlerde vahşice katlediliyor.

GÜNLÜK YAŞAM VE CEZA
DAEŞ’in hâkim olduğu yerleşim yerlerinde kadınlar ‘DAEŞ kıyafeti’ giymek zorunda. Tüm yüzün ve başın örtüldüğü peçeler kullanmak ve yanında mutlaka bir erkek bulunması halinde dışarı çıkmaları mümkün. Kadınların saç yaptırması, erkeklerin sakal kesmesi yasak. Sigara, nargile içmek de yasaklar arasında. İbadet saatlerinde sokakta yürümek suç.

DAEŞ ‘suç’un türüne göre ceza uyguluyor; kol, bacak ve kafa kesilmesine kadar çeşitli cezalar mevcut. (Weiss-Haasan, IŞİD, s. 246-247)

TÜRKİYE HEDEF
Türkiye böyle bir terör örgütüyle karşı karşıya. Uzun süredir bu örgütün darülharp (savaş alanı) ilan ettiği ülkeler arasında Türkiye de var.

Reina canisinin de mensup olduğu gibi DAEŞ’in Türkiye’de birçok ‘uyuyan hücre’si olduğu tahmin ediliyor. Bu yöndeki bilgiler DAEŞ yöneticileriyle yapılan söyleşilerde de ifade edilmiş durumda. (Weiss-Hassan, IŞİD, s.239)

Şanlıurfa, Gaziantep, Adıyaman gibi kentlerdeki hücreleri önemli ölçüde etkisiz hale getirilmiş durumda. Büyük kentlerde de uyuyan hücreler tehdit oluşturuyor.

Reina canisinin sağ yakalanması ve etrafındaki hücre üyelerinin de ele geçirilmiş olması bu açıdan büyük önem taşıyor.

Türkiye’nin bir yandan bu teröristlerle mücadele ederken, bir yandan da gençlerimizin bu örgütlerin propagandalarına kanmalarını kolaylaştıracak bir iklimin doğmaması için özen göstermesi gerekiyor.

ccbudak

Ocak 18th, 2017

No comments