Etkinlikler

Müzik, acı ve anlam

Müzik, acı ve anlam

Müjde Işıl – Müzik efsanesi Nick Cave, İKSV’nin 50’nci yılına özel konser için bugün İstanbul’da hayranlarıyla buluşuyor. Daha önce de İstanbul Caz Festivali kapsamında müzikseverlerimizle bir araya gelen sanatçı, efsane grubu The Bad Seeds ile sahne alıp şarkılarıyla hikâyelerini anlatmaya devam ediyor. 1982’de kurulan Nick Cave & The Bad Seeds’in, 1984’te çıkan ilk albümleri “From Her To Eternity”den itibaren kaydettikleri albüm sayısı 20’ye yaklaştı. Grubun albümleri dünya çapında beş milyondan fazla sattı. Etkilediği sanatçıları, ilham verdiği şarkıları saymıyoruz bile…

Biz de bu vesileyle “This Much I Know to Be True” belgeselini ele alalım istedik. Belgeselin yönetmeni şu sıralar Marilyn Monroe biyografisi “Blonde” ile gündemimizde olan Andrew Dominik. Dominik’in Cave ile özel dostluğu olduğunu ve Nick Cave and the Bad Seeds’in 16. stüdyo albümü Skeleton Tree’nin, Nick Cave’in 15 yaşındaki oğlu Arthur’un ölümünün ardındaki kaydını belgeleyen “One More Time with Feeling” için 2016’da da birlikte çalıştıklarını hatırlatalım.

Üç koldan anlatım

“This Much I Know to Be True” üç koldan ilerleyen bir anlatıya sahip. “Ghosteen” ve “Carnage”den şarkılar, belgeselin büyük bölümünü kapsıyor. Kısa bir sahnede olsa da Marrianne Faithful’u görmek tüm müzikseverlere iyi geliyor. Çoğunlukla kapalı alanda konser kaydı konseptinde ilerleyen belgesel bir noktadan sonra Cave ile Warren Ellis’in yaratıcı iş birliğine ve yakın dostluklarına dönüyor. 1994’ten beri grubun üyesi olan Ellis, Cave’in şarkılarındaki o özel ruhu yaratan, paylaşan önemli bir kişilik. İkisinin uzun süreli dostluğu ve iş birliği belli ki birbirini tamamlama hâlini almış.

Müzikle çok ilgili değilseniz bile “This Much I Know to Be True” sizi bir noktada yakalıyor, hatta o kısımlar en çok iz bırakanlar, desek abartmış olmayız. Belgeselin en etkileyici bölümleri, Cave’in acı geçmişine temas eden kısımlar. 65 yaşının arifesindeki sanatçı iki kez evlat acısı yaşadı. 2015’te ve bu sene yani yedi yıl arayla iki oğlunu kaybetti. Acıların en büyüğü olarak tanımlanan evlat kaybını iki kere yaşamış olmak, Cave’e bir isyankâr değil, bir ermiş hâli getirmiş. Hayranlarından gelen sorular ve yorumlar da en çok bu konuyla ilgili. “İnsan, hayatı üzerinde hiçbir kontrolü olmadığı fikriyle nasıl başa çıkabilir?” sorusuna Cave’in verdiği cevap, yaşam dersi gibi: “Hepimizin hayatı, tehlike ve risklerle dolu. Hayatımızdaki düzen pamuk ipliğine bağlı. Zamanla kontrolün bizde olmadığını anlıyoruz. Kontrol bizde hiç olmadı ve olmayacak. Ama güçsüz de değiliz. Hayatın önümüze çıkardığı şeylere nasıl tepki vereceğimiz bize bağlı. Yaşadığın talihsizlikler yüzünden dibe çökebilir, hissizleşip hayata küsebilirsin. Yahut hayatın sunduğu fırsatlara doğru ilerleyebilirsin; değişim ve yenilenme için. Hayat sana daima alternatif bir yol sunar. O yolu seçmek, hayatın hepimize yaptığı kötü sürprizler karşısında güçlü bir başkaldırıdır.”

Meditasyon etkisi

Elbette Nick Cave hayranları, onun karanlığa düşen ama anlam arayışındaki şarkılarını dinlemekten mest olacaktır. Ama Cave’in yaşadığı acılarla mücadele etme daha doğrusu “sakin” kalma yöntemi, tüm insanlığa hitap ediyor. “Benim için en önemli şey mutluluk değil. Hayatta bir şeyleri anlamlı bulmam önemli. Eskiden kendimi müzisyen veya yazar olarak tanımlardım. Ama artık kendimi müzik yapan ve bir şeyler yazan bir baba, eş ve insan, vatandaş olarak görüyorum” diyor Cave. Belgeseli izlemek meditasyon etkisi yapıyor kolayca. Gözümüzde büyüttüğümüz sorunların, iki evlat kaybetmiş bir babanın kabullenme sürecinden daha zor olamayacağını utanarak idrak ediyoruz.

Tabii her şey bu kadar dramatik değil. Aralara minik minik mizah parçaları serpiştiriyor Cave. Örneğin Andrew Dominik’e tatlı tatlı sitem ederek film çekme sürecini sevmediğini belirtiyor. Andrew Dominik klasik anlatı tekniğiyle çektiği belgeselde müzik kayıtlarına titizlenmiş. Onun dışında teknik açıdan belgeselde ağırlığını hissettirmiyor.

Cave yaş aldıkça anlamı yoğunlaşan şarkılarıyla kalplere hitap etmeyi sürdürürken “This Much I Know to Be True” ile hem şimdiki hem de gelecek kuşaklara güzel bir arşiv bırakmış. Müziğine ve hayata dair söylediklerine kapılmamak elde değil…

ccbudak

Eylül 14th, 2022

No comments