Genel

Afete dönen yağışların sebebi de çözümü de belli! Uzmanlar korkutan tarihi verdi

Afete dönen yağışların sebebi de çözümü de belli! Uzmanlar korkutan tarihi verdi

İstanbul Esenyurt’ta geçtiğimiz ay yaşanan kuvvetli sağanak nedeniyle Haramidere taşmış ve yaşanan sel sonucu pek çok ev ve iş yeri sular altında kalmıştı. Bu olayın izleri yavaş yavaş silinirken dün de Meteoroloji’den uyarılar peş peşe geldi. Beklenen kuvvetli yağış öncesinde vatandaşlara AFAD’dan iletilen mesajda sel, yıldırım, dolu, hortum gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması yönünde uyarılarda bulunuldu. Öyle ki Meteoroloji Genel Müdürlüğü İstanbul için ‘turuncu‘ kodlu uyarı yaparak ani sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı, kıyılarda hortum oluşma riski ve yağış anında kuvvetli rüzgâr gibi olumsuzluklara karşı dikkatli olunmasını istedi.

Yağışların dünyanın büyük şehirlerinde giderek daha fazla şiddetli yaşanmasına ve çeşitli kayıplara yol açmasına 28 Temmuz 2017 tarihinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği’nin resmi Twitter hesabında İstanbul’dan görüntülere yer verilerek dikkat çekilmişti.

ÜÇÜNCÜ BÜYÜK YAĞMUR FELAKETİ OLDU

2017 yılının Temmuz ayında İstanbul’da yaşanan yağmur ve dolu felaketinde de pek çok ilçede su baskınları yaşanmış, araçlar mahsur kalmıştı. 18 Temmuz 2017’deki yağış, şehirde 20 Temmuz 1951’deki 165.8 ve 6 Temmuz 1987’deki 100.5 kilogram yağışın ardından en büyük üçüncü yağmur felaketi olmuştu. 18 Temmuz 2017’de İstanbul’da metrekare başına 91 kilogram yağış düşmüştü. Bu tarihte özellikle Silivri, Üsküdar, Beykoz, Sarıyer ve Fatih gibi ilçeler yağıştan en çok olumsuz yönde etkilenen ilçeler arasındaydı. Şiddetli yağış nedeniyle metro istasyonları dahi sular altında kalmış, yolculuk seferlerinde ciddi aksamalar meydana gelmişti. İstanbul Valiliği’nden sabah saatlerinde yapılan açıklamada İstanbullulara özel araçlarla dışarı çıkmama uyarısında bulunulmuş, yaşanan olay pek çok uzman tarafından ‘afet’ olarak yorumlanmıştı.

9 GÜN SONRA YENİDEN

Bu tarihten sadece 9 gün sonra yani 27 Temmuz 2017‘de İstanbul ikinci bir yağış felaketiyle daha karşı karşıya kalmıştı. Yaşanan felakete şiddetli yağışın haricinde bu kez dolu da eklenmişti. Metrekareye 30-40 kilogram yağışın düştüğü 27 Temmuz 2017’de Haydarpaşa’da bir vinç devrilmiş, Kanarya’da bir caminin minaresi yıkılmış, Kurtuluş’ta ise bir mezarlık duvarı hasar almıştı.

Yaşanan felaket nedeniyle uçak seferleri olumsuz etkilenmiş, sadece 9 gün arayla iki kez yağmur felaketiyle karşılaşan İstanbullular büyük bir korkuya kapılmıştı. 18 ve 27 Temmuz 2017’de yaşanan felaketler önemli maddi kayıplara yol açmış, yaşanan afet nedeniyle pek çok vatandaşın evi ve iş yeri sular altında kalmıştı.

Geçtiğimiz günlerde Silivri’de etkili olan sağanak sonrası oluşan sel suları plajı vurdu. Sahildeki şezlonglar akıntıya kapıldı, şemsiyeler devrildi.

Peki son yıllarda şiddetli yağışların özellikle büyük şehirlerde ciddi hasar ve kayıplara yol açmasının sebebi ne? İklim değişikliği ve küresel ısınma, yaşanan yağışların yıkıcı etkisini artıran temel faktör olabilir mi? İklim değişikliğine karşı vatandaşlar ne gibi bireysel önlemler alabilir? Şiddetli yağışların yıkıcı etkisinden en az zarar görmek için neler yapılabilir? İklim değişikliğine karşı gerekli önlemler alınmadığı takdirde bizi ne gibi bir gelecek senaryosu bekliyor? Yaşar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Defne Günay ve İklim Değişikliği Politika Ve Araştırma Derneği Başkanı Dr. Baran Bozoğlu, şiddetli yağışlara yönelik izlenebilecek yol haritalarını ve atılması gereken adımları milliyet.com.tr okuyucularıyla paylaştı.

‘AFETLERE KARŞI HAZIRLIKLI DEĞİLLER’

Yaşar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Defne Günay:

* İklim değişikliği nedeniyle sel gibi doğal afetlerin daha sık ve daha şiddetli gerçekleştiği yönünde bulgular var. Fakat iklim değişikliği tek sorumlu değil. Doğal afetler artan sıklıkta mevcut kırılganlıklarla birleşerek önemli can ve mal kayıplarının yaşanmasına neden oluyor.

* Geliri düşük ailelerin ve bireylerin doğal afetlerden korunmak için daha az kaynağı oluyor. Düşük gelirli, saatlik işlerde çalışıyorlar ve doğal afet nedeniyle işten birkaç gün uzakta kalmanın etkileri büyük oluyor. Afetlere karşı daha güvenli bölgelerde yaşamaya yetecek gelirleri olmuyor, afetlere karşı hazırlıklı olmak için gereken erken uyarı veya bilgiye de erişimleri olmayabiliyor.

* Yapılan çalışmalara göre afetlerin sıklığı arttıkça yol açtıkları hasar da doğru oranda artıyor. Çünkü ilk afetle baş etmek için ayrılan kaynaklar daha yerine konamadan ikinci bir afet ya da üçüncü bir afet gelebiliyor. İklim değişikliği nedeniyle doğal afetlerin sıklığının artmasıyla birlikte doğal afetlerle baş etmek güçleşiyor.

* Sadece bireysel önlemlerle iklim değişikliğiyle mücadele edilebilmesi güç. Yapısal önlemler alınmadıkça bireylerin katkıları sınırlı kalacaktır.

‘YEŞİL ALANLAR RİSKİ AZALTIR’

* Yapısal önlemler ülke olarak yenilenebilir enerji üretimini yaygınlaştırmak ve kolaylaştırmak, iklim açısından en kirli fosil yakıt olarak kabul edilen kömürden vazgeçmek, enerjiyi verimli kullanmak, ormanların ve şehirlerdeki park ve ağaçların muhafaza edilmesi ve şehirlerde yeşil alanların artırılması olarak düşünülebilir.

* Özellikle şehirlerde yeşil alanların artırılması sel riskini de azaltacak bir önlem. Enerjinin verimli kullanımı ve enerji tüketiminin azaltılması birincil hedef olması gerekli.

* Bireysel düzeyde enerji tüketimimize dikkat etmek, gün ışığından mümkün olduğunca yararlanmak ve yapay ışık kullanımını minimize etmek, toplu taşımayı tercih etmek gibi önlemler alınabilir. Keza yapılar da iklime uygun olmalı ve ısı yalıtımı iyi olmalı.

* İklim değişikliğiyle mücadelede yüksek gelirli bireylere daha çok sorumluluk düşüyor. Araştırmalar üst gelir gruplarının tüketiminin alt gelir gruplarına göre özellikle lüks tüketimleri sebebiyle iklim değişikliğine çok daha fazla oranda etki ettiğini söylüyor.

KORKUTAN TARİHİ AÇIKLADI

* Gelecekteki senaryo için şunu söyleyebiliriz: Ne ekersek onu biçeceğiz. Karbon emisyonlarında güçlü bir azaltım yapabilsek ve bunu sürdürebilsek bile bilim insanları tarafından küresel sıcaklıkların normale dönmesinin ancak 20-30 yılı bulacağı öngörülüyor.

* Sera gazı emisyonlarımızı azaltmazsak iklim değişikliğinin etkisi dünyanın farklı yerlerinde artarak yaşanacak. Her bölgede farklı etkiler görülecek. Bazı yerlerde kuraklıklar artarken, bazı yerlerde şiddetli yağış artacak. Deniz suyu seviyesindeki yükselme artmaya devam edecek, bazı kıyı bölgeleri sular altında kalacak.

İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Başkanı Dr. Baran Bozoğlu:

* Dünyada ve Türkiye’de küresel iklim değişikliği nedeniyle yağışların sıklığında ve şiddetinde artış olacak. Bu 1990’larda ve 2000’lerde yazılan bilimsel raporlarda da belirtilmişti. Son yıllarda Birleşmiş Milletler altındaki Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporlarında Türkiye’de çeşitli bölgelerde yağış sıklığı ve şiddetinin artacağı belirtildi. Meteorolojik olaylardaki artışlar ve karşılaştığımız durumlar küresel iklim değişikliğinin yansımaları.

* Dünya ortalama sıcaklığı Sanayi Devrimi’ne göre 1.2 derece artmış durumda. Bunun yansımaları olarak dünyanın farklı bölgelerinde felaketler, olağan dışı olaylar yaşanıyor. Yaşananlara felaket dememizin sebebi olağan dışı olmaları. Kentte ve kırsalda yaptığımız yapılaşmaların ve mevcut altyapıların karşılayabileceği yağışlarla karşı karşıya değiliz. Maddi ve manevi zararlar oluştuğu için bu yüzden felaket olarak değerlendiriyoruz. Kentlerimizdeki yağmur suyu kanalları ve kanalizasyon yapıları kısa sürede çok yoğun yağışı kaldırabilecek nitelikte değil.

‘BU FELAKETLER YAŞANMAYA DEVAM EDECEK’

* Türkiye’nin de taraf olduğu Paris İklim Anlaşması’nda çok önemli bir ifade var. O da ‘iklim değişikliğine uyum’la ilgili. Bu konu daha önceki uluslararası anlaşmalarda yoktu. İklim değişikliğine uyum sağlanması gerektiği ve bu konuda teknik çalışmalar yapılması gerektiği Paris İklim Anlaşması’nda ifade ediliyor, oluşturulacak olan bütçenin bu alanlara aktarılması gerektiğini söylüyor.

* Kentlerde ve büyükşehirlerde alt yapının güncellenmesi ve sel felaketleri ile karşılaşmamamız için yağışa uygun şekilde yağmur suyu kanallarının oluşturulması, dere yataklarına inşaatların kaldırılması gibi konularda maddi kaynak ayrılması gerekiyor, zaten Paris İklim Anlaşması da bunu vurguluyor.

* Bu felaketler yaşanmaya devam edecek. Bireylerin temel olarak yapabileceği şey, iklim değişikliğine sebep olan karbondioksit ve metan gibi dünya sıcaklığını artıran gazların azaltılmasını sağlamak. Bu da tüketimi azaltmakla mümkün. Evde kullanılan materyallerin tamir edilmeden sürekli yenilerinin alınması, gereksiz su tüketimleri gibi durumlar iklim değişikliği problemini körükleyen konular arasında. Bunların her biri tek başına çok küçük gözükse de bir bütünde toplandığındaki etkileri çok büyük.

‘VATANDAŞLAR TALEP ETMELİ’

* Tüketimi kontrol altına almaya çalışmak önemli. İklim değişikliğine yönelik toplumsal talep oluşması, vatandaşların bu alanda hizmet beklemeleri, havalarının daha temiz olması için toplu taşıma yaklaşımlarının geliştirilmesini talep etmek gibi davranışlar daha çabuk sonuç alacağımız bir hareketi başlatacaktır.

* Sel felaketi oluşmaması için altyapılarının güncellenmesi, yağmur suyu kanallarının kapasitelerinin artırılması ve bunların alıcı ortamlara iletiminin sağlanması için yatırımlar yapılması gerekiyor, bunlar çok basit yatırımlar değil. Ciddi maliyetleri olan ve zaman alan çalışmalar. Bu çalışmaların planlama yaparak ortak hareketlerle hayata geçirilmesi lazım.

* Haziran ila eylül arasında Türkiye’de çeşitli kentlerde hızlı ve şiddeti sıklığı yoğun yağışlarla karşı karşıya gelmeye devam edeceğiz ve bunlar artacak. Hiç kuşkusuz adım atılmazsa büyük felaketler maddi ve manevi kayıplar artarak devam edecek. Alınacak önlemler maliyetli görülse de bugün yapılacak maliyetler gelecekte daha büyük maliyetlerin maddi ve manevi zararlarının azaltılmasını sağlayacaktır.

* İklim değişikliyle mücadelede umutsuz olduğumuzu söyleyemeyiz çünkü artık toplumda bu konudaki farkındalık gittikçe artıyor. Yeter ki planlı, sistematik ve kararlı bir şekilde, geleceği planlayacak şekilde hayata geçirilmesi. Bunu başardığımız zaman çok daha sağlıklı kentlerde yaşama şansımız olacak.

ccbudak

Ağustos 18th, 2022

No comments